22 Kasım 2009 Pazar

ŞİİR DENEMESİ


GERİLLA



Öylece bekle şimdi
bir bebeğin ağlaması gibi
yorgun bir metalin namlusunda
uzaklarda cephenin
menzilde uyuyan gerilla...


yaralarını sar ipince gözyaşlarınla.


Evini unuttuğun kırlarda
bir büyük yaş gelir
oturur ya gözlerinde
sığınaklara boşaltırken yükünü
yoldaşın düşerken öteye
inceden hani bir sızı düşer ya yere...


uzat elini,uzat elini
durma !


Sen yeşil ağaçları seversin ama
yanmış ot kokusu her yerde
parasını senin ödediğin her kurşundan
daha ağır geçiyor gece
kurt ulumaları karışınca yalnızlığının
bozkırına,Devrim dikeni batmış
bir kuş olursun.


Ölü kuşlar uçmaz hem ötmez
terket kendini terket ki gerilla
kendine yeni bir yer bulasın !


Ayşegül

04 Kasım 2009 Çarşamba

ARIM BALIM PETEĞİMMM....

YAZI GİRİŞİ;
BİYO- SİLAH TERMİNATÖR TOHUMLAR
başlıklı araştırma yazım sonuna yaklaştığında,AKP hükümeti,GDO'lu tohumlar ve GDO katkılı ürünlerin ithaline izin veren yönergeyi,"tam yerinde MANZARA KOYARAK" ÇIKARDI.
Bu uzun yazı dizininde anlatmaya çalıştığım GDO'lu gıdaların tehlikeleri ,yaratmakta olduğu hastalıklar ve ülke tarımı yabancılara teslim edilmesinin,sonuçları Türk toplumunun kucağına AKP hükümeti eliyle bırakılıverdi.

Ortalık Kürt-demokrasi açılımı sorunlarıyla bulandırılmışken,Deniz feneri Yolsuzluğu ve Yaş mı - Kuru mu ... sorgulamaları,Yapay ve siyasi Ergenekon adı verilmiş Ümraniye davası ardına saklanırken ,manzara koymanın tam zamanı idi !!!

AKP HÜKÜMETİ MANZARAYI KOYUVERDİ !!!

Geçmiş olsun Türkiye'm.

Türk Milleti , AKP iktidarı tarafından bir kez daha satıldı.GDO'lu tohumlar ve ürünleri artık ellerini kollarını sallayarak,sizlere Çocuk maması-şekerleme-hazır çorba-şeker-elma-domates ve benzeriyüzlerce çeşidi ile gelerek sofralarınıza kurulacak.Sizler beslenmek için gıda ürünü,sebze,meyva aldığınızı zannederken,başta kanser olmak üzere birçok hastalığı tabaklarınıza koyacak,çok sevdiğiniz çocuklarınıza yedireceksiniz !!!

Emperyalist güçler,AKP eliyle Türkiye'yi bu konuda da işgal etme hakkına yasal olarak kavuştular.

BİYO-SİLAH TERMİNATÖR TOHUMLAR 19 / 20

Ünlü bilim adamı Albert Einstein insanlığın varlığının devamının arılara bağlı olduğunuşu şekilde özetliyor: "Arılar yok olduktan 4 yıl sonra da insanlık yok olacak"ABD başta olmak üzere bazı ülkelerde son yıllarda görülen toplu arı ölümleri küresel çapta endişeye sebep oldu. Konuyla ilgili olarak yazılan eserlerde ve tartışmalarda Albert Einstein`ın, `Eğer arılar yeryüzünden kaybolursa insanlığın sadece dört yıl ömrü kalır` sözüne atıf yapıldı. Alman bilim adamı Einstein bu sözü, bir gram balı yapmak için 120 bin çiçeği ziyaret eden arının, bitkilerin tozlaşma yoluyla üremesine katkısını belirtmek için söylemişti.

Türkiye`de de endişe uyandıran arı ölümleri meydana geliyor. `Dünyanın sonu geldi` yorumları yapılıyor. Bal üretiminde iki yıl öncesine kadar önde gelen ülkelerden olan Türkiye, bal ithal eden ülke konumuna düştü. Ayçiçeğinde hiç döllenmeyen tarlalardaki verime göre, arılarla yeterli döllenen tarlalardaki verimin beş kat arttığı görülüyor. Bir koloninin üç dekarlık ayçiçeği tarlasında sağladığı ürün artışının değeri ürettiği balın değerinin en az 10 katı. Yeni dünya meyvesinde arılarla döllenmeyen ağaçlarda çiçeklerin yüzde 4`ü meyve tuttuğu halde arılarla döllenmiş çiçeklerin meyve tutma oranı yüzde 83`e ulaşıyor. GDO'lu tohumlar toplu arı ölümlerine neden oldu arılar , tarımda su ve gübre kadar önemli !!!

GDO'lu tohumların, Trakya başta olmak üzere arıları toplucu öldürdüğü ortaya çıktı. Trakya'da kullanılan ayçiçeği tohumunun cinsi değiştirilerek, AB'nin yasaklamış olduğu ilaçların bu tohumlarda kullanılması seri arı ölümlerine yol açtı. Ova kesimlerde ve İç Anadolu'da umduğunu bulamayan arıcılar, binbir umutla gittikleri Trakya'da daha büyük şok yaşadılar. Son günlerde artan arı ölümleri nedeniyle daha da çaresiz kalan arıcılar, bir çok koloninin yok olma aşamasına geldiğini belirterek, Tarım Bakanlığı'nın konuyla ilgilenmesini istediler. Aydın Arıcılar Birliği Başkanı Kadir Kılıç, arı ölümlerinin son günlerde daha da arttığını belirterek tarımsal ilaçlamanın denetlenmesini ve kullanımı yasak olan ilaçların da piyasada toplatılması gerektiğini söyledi.


"GENİ VE CİNSİ DEĞİŞTİRİLEN TOHUMLAR VE KULLANILAN İLAÇLAR DOĞAYI YOK EDİYOR"

Türkiye'nin en önemli bal üretim merkezlerinde birinin de Trakya Bölgesi olduğunu ancak son üç yıldır ;"Bölgedeki bazı tarlalardaki ayçiçeklere konan arıların kimilerinin kovana ulaşmadan,- Kimilerinin ise kovana ulaşır ulaşmaz öldüğünü "belirten Aydın Arıcılar Birliği Başkanı Kadir Kılıç, 2007 yılında küresel ısınmanın üzerine atılan arı ölümlerinin bu yıl da gerçekleşmesinin, olayın tamamen kullanilan zararlı ilaçlardan kaynaklandığının göstergesi olduğunu ifade etti.
Tarım Bakanlığı'nın konuyla ilgili çalışma yapmasını beklediklerini ifade eden Ayın Arıcılar Birliği Başkanı Kadir Kılıç, "Trakya'da kullanılan ayçiçeği tohumunun cinsi değiştirilerek, AB'nin yasaklamış olduğu ilaçların bu tohumlarda kullanılması seri arı ölümlerine yol açtı. 2007 yılında da Trakya'da seri arı ölümleri gerçekleşti. Bilim adamları ve konunun uzmanları 2007 yılındaki ölümleri değerlendirirken ikiye ayrıldı. Bir grup, ölümlerin küresel ısınma ve kuralık nedeniyle bal toplamak için dışarı çıkan arıların dışarıda komaya girip öldüğünü, diğer bir grup ise tarımda kullanılan ilaçlar nedeniyle arıların öldüğünü ileri sürmüştü.Bu yıl havalar mevsim normallerinde seyrediyor ve gezginci arıcılarımız bölgeye gelip arılar çevreden bal toplamaya başlar başlamaz ölmeye başladı.

Bize göre arı ölümleri uygun olmayan ilaçlarla yapılan tarımdan kaynaklanıyor. Bölge çiftçisi ile de yaptığımız görüşmelerde AB tarafından yasaklanan ilaçların ülkemizde kullanıldığını gördük. Şu anda bir çok tarlada yetiştirilmekte olan ayçiçeklerinde kullanılan ilaç nedeniyle o ürüne ilaç kullanıldıktan 90 gün boyunca konan tüm böceklerin öldüğünü öğrendik. Bu durumun Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nca araştırılmasını istiyoruz" dedi.


EİNSTEİN'IN TEORİSİ:

Ünlü bilim adamı Albert Einstein insanlığın varlığının devamının arılara bağlı olduğu şu şekilde özetliyor: "Arılar yok olduktan 4 yıl sonra da insanlık yok olacak"


***Arım balım peteğim,galiba öleceğim !

ABD başta olmak üzere bazı ülkelerde son yıllarda görülen toplu arı ölümleri küresel çapta endişeye sebep oldu. Konuyla ilgili olarak yazılan eserlerde ve tartışmalarda Albert Einstein`ın, `Eğer arılar yeryüzünden kaybolursa insanlığın sadece dört yıl ömrü kalır` sözüne atıf yapıldı. Alman bilim adamı Einstein bu sözü, bir gram balı yapmak için 120 bin çiçeği ziyaret eden arının, bitkilerin tozlaşma yoluyla üremesine katkısını belirtmek için söylemişti. Türkiye`de de endişe uyandıran arı ölümleri meydana geliyor. `Dünyanın sonu geldi` yorumları yapılıyor.

Bal üretiminde iki yıl öncesine kadar önde gelen ülkelerden olan Türkiye, bal ithal eden ülke konumuna düştü. Kırsal kesimde geliri artırmak için arıcılık projeleri yürüten Türkiye Erozyonla Mücadele Vakfı(TEMA) konunun uzmanlarına `Türk Arıcılığındaki Tehlikeler` başlıklı bir rapor hazırlattı. Rapor, Türkiye`deki arı ölümlerinin sebeplerini ortaya koydu. İnsanlığın sonunun gelmediği, ölümlerde başrolü bilinçsiz üretimin oynadığı belirlendi. Raporda arı ölümlerine öncelikli olarak; damızlık kullanılmaması, kullanılanların vasıfsız olmaları, arı hastalıklarının yaygınlığı, arıların GDO`lu früktozla beslenmeleri sebep oluyor. Bu olumsuzluklardan dolayı hassaslaşan ve zayıflayan koloniler olumsuz iklim koşullarının etkisi altında kalınca hayatiyetini sürdüremiyor.

*** Arı ölümleri başladı
Türkiye`de arıcılık sektörünün fotoğrafını çeken rapora göre 2006`ya gelindiğinde Türkiye`de 4,5 milyon koloni vardı. Koloni başına verim 17 kg idi. Yılda 50-60 bin ton bal üretiliyordu. 38 bin aile arıcılık yapıyordu. 10 bin aile geçimini sadece arıcılıktan sağlıyordu. Yılda 5-6 bin ton bal ihraç ediliyordu. Ancak kolonilerde verimin sağlanması için ana arının her yıl değiştirilmesi gerekirken Türkiye`de 20 koloniden sadece birinin ana arısı değiştirilebiliyor. Türkiye`de mevcut 4 milyon 500 bin koloninin 4 milyonunda hiç ana arı kullanılmıyor. Değiştirilen ana arıların da damızlık vasıfları ve kaliteleri yeterince kontrol edilmiyor. Son iki yıldır Anadolu`da toplu arı ölümleri görülüyor. Raporda bu kayıpların detayları yer ve zaman vererek ele alınıyor.

Buna göre arıların ölümündeki ana sebep kuraklıktan dolayı yazın beslenemeyen arıların kışın ölmesi. 2006 ilkbaharında yaşanan soğuklar arıların ziyaret ettiği bitkileri dondurdu. Koloniler genç nesil yetiştiremedi. 2006-2007 kışında Adıyaman`da, Ardahan`da ve Ankara`da %50-60 oranlarına varan arı ölümlerinin olduğu belirlendi. 2007 yazının yüksek sıcaklıkları Trakya`da ayçiçeği üretimini yüzde 40 düşürdü. Yazın beslenemeyen arılar kışın da üretici tarafından beslenmeyince arı ölümleri yüzde 62`ye ulaştı. Aynı Muğla`da sıcaklar çam balının kaynağı Basra koşnilini kuruttu. 30-31 Ekim 2007`de bu ilde toplantı düzenleyerek ilgilileri uyardı. Aynı kış, Muğla`da milyonlarca koloni arı öldü. Ölümlerin oranı yüzde 50`ye ulaştı. Ancak kovanlarını başka yollarla besleyen üreticiler kayıp yaşamadı.

Sonuçta 2006`da bal üretimi 60-65 bin ton iken son iki yılda bu rakam yarı yarıya düştü. Bu yıl Tarım Bakanlığı 8 bin ton bal ithaline izin verdi. Arıcılığı bu noktaya getiren diğer bir uygulama da devletin kırsal kesimde geliri artırmak için dağıttığı kolonilerin başarısız olması. Raporda yer alan bilgilere göre iklime ve yöreye uygun türler seçilmediği için 700 binden fazla kovan öldü. Arı ve bal cenneti Türkiye bal ithal eden ülke konumuna düştü. TEMA yurdun çeşitli bölgelerinde bilimsel yöntemlerle arı yetiştiriciliği yaptırıyor. Türkiye genelinde geçirilen son iki kışta % 50`yi aşan kış kayıplarına karşın % 10 olan kayıplar normal sayılırken TEMA`nın sözleşmeli bal üreticilerinin işletmelerindeki kayıplar %10`un da altında kaldı. Raporda ayrıntılarıyla anlatılan bu başarılı sonucun doğru bakım besleme, doğru ana arı kullanma, hastalıklarla doğru zamanda ve doğru ilaçlarla mücadele ve doğru arıcılık tekniğinin uygulanması sonucu sağlandığı vurgulanıyor. Endişeleri ikna edici delillerle gideren raporda, arı ölümlerinin direkt olarak küresel ısınmadan kaynaklanmadığının altı çiziliyor.

*** Arı, gübre ve su gibi...
Konunun uzmanları arıların tarımda su ve gübre kadar önemli olduğunun altını çiziyor. Ayçiçeğinde hiç döllenmeyen tarlalardaki verime göre, arılarla yeterli döllenen tarlalardaki verimin beş kat arttığı görülüyor. Bir koloninin üç dekarlık ayçiçeği tarlasında sağladığı ürün artışının değeri ürettiği balın değerinin en az 10 katı. Yeni dünya meyvesinde arılarla döllenmeyen ağaçlarda çiçeklerin yüzde 4`ü meyve tuttuğu halde arılarla döllenmiş çiçeklerin meyve tutma oranı yüzde 83`e ulaşıyor. Arıcılık sektöründe kaygı verici uygulamalar Ölümler ve bal üretiminin düşmesine küresel ısınma değil, sektörün kötü tutumları neden oluyor. Petekler çoğunlukla kanserojen ve petrolden elde edilen `parafin` adlı maddeden imal ediliyor.

Diğer bir problem de ballarda ilaç ve antibiyotik kalıntılarının bulunması. Ayrıca AB ülkelerine Türk balı diye ihraç edilen ürünlerde `kloramfenikol` adlı sağlığa zararlı madde tespit edildi. Türkiye`deki ölümlerin sebebi belli Raporun koordinatörü TEMA Vakfı Arıcılık Danışmanı Ziraat Yüksek Mühendisi Ahmet İnci; yaptıkları çalışmada Türkiye`de arı ölümlerinin bilinmeyen bir sebepten kaynaklanmadığını tespit ettiklerini söylüyor. TEMA`ya çalışan üreticilerin sahip olduğu kovanlarda ölümlerin yüzde 10 gibi normal kabul edilen rakamın bile altında olduğunu belirten İnci, üreticileri usulüne uygun üretim yapmaya Tarım ve Köyişleri Bakanlığı`nı da yeterli denetimde bulunmaya davet ediyor.
(alıntı)

26 Ekim 2009 Pazartesi

YAZ GELSİNNN SOĞUK İSTEMİYORUUMMMMMM


















Efenim ben tam bir yaz çocuğuyumdur.Son günlerde havaların soğuması ile çok üşüyorum.Sevmiyorum sonbaharı ve kışı işte off yaaa.Hafta sonu anneciğime,Bursa'da devamlı gittiğimiz otele gidip,kaplıcasından,sauna ve buhar banyosundan faydalanalım dedim.I ıhh kabul etmedi işte.Ben de Nesrinciğim ve Gizemciğimle buluştum işte.Önce Nişantaşı'nda yemek yedik,sonra da Boğaz'da yürüyüş yapıp pastalarımızı yedik işte.Sonra,arkadaşlarımı eve çay içmeye davet ettim.
Dönüş yolunda Gizoşumun otomobilinin lastiği patladı.Hiç birimiz lastik değiştirmesini bilmediğimiz için yardım almak için arabadan indik.A aaa arkada bir otomobil yardım konvoyu birikmez mi?İstanbul'un göbeği ve biz üç güzel bayan her yerde güzelliğimizin bedelini ödemek zorunda mıyız ama off yaa.Tip tip adamcıklar lastik değiştirmek için neredeyse kavga edeceklerdi ama :D
Neyse efendim lastiğimizi genç iki çocuk değiştirdi.Bize demezler mi gece Etilere takılalım diye.İkisi de delimine:D Neyse çocukları ektik.Ektik ama ben milli olmaya karar verdim işte:D Ne millisi mi?Lastik değiştirme millisi tabiki.Off yaa ilk fırsatta öğrenmeliyim ama,anneciğim hatcback Alfa GT almak için söz verdiği için işte.
Üfff kafamı toplayamıyorum,bu sonbahar havası beni kötü çarpıyor galiba,ne yazacaktım ben,ama neler anlatıyorum böle ben:Pp
Ne cevizin faydalarını,ne de nar suyunun sIkImInI:Ppp...Hah hatırladım,yukarıda 2005 yılında çektiğim resimleri anlatacaktım.Neyse efendim,havalar erken kararıyor ve biz üç kız zifiri karanlıkta eve girebildik.Canım arkadaşlarıma ince belli bardaklarla tavşan kanı çay ve elleciklerimle yaptığım keki ikram ettikten sonra kızlar tutturdu Avrupa resimlerimi.Açtım anneciğimin antika sandığını,çıkardım albümlerimizi.Nesroş ve Gizoşcuğum yukarıdaki resimleri çok beğenerek,bloğuma koymamı istediler.Efenim,bu resimleri 2007 tarihinde anneciğimle gittiğim Kew'de çekmiştim.Mevsimlerden hazirandı.Havaların soğuduğu bu günlerde,Kew'in botanik parkı ve diğer yeşillikleri I hope içinizi bir nebze ferahlatır efenim:D
Ayşegül



18 Ekim 2009 Pazar

MİİMMMM !!!


Çok sevgili blog arkadaşım,melek ablam SEVGİLERİMLE
(sehvalim.blogspot.com)beni mimlemiş.Kendisine çok teşekkür ediyor ve yanıtlara geçiyorum.Off yaaa bakalım başarılı olabilecek miyim ama :Ppp

EN SEVDİĞİNİZ 3 ÇİÇEK İSMİ:

1.Karanfil (Mafya tipli adamlar taksa da,''sevda'' anlamına gelir.)


2. Begonvil (''soyluluk'' anlamına gelir.Off yaa zamanımızda kaldı mı öle birileri:Ppp)


3.Papatya (''ümit'' anlamına geliyo işte:D:D:D)


GERÇEKLEŞTİRMEK İSTEDİĞİNİZ 3 HAYALİNİZ:


Üff yaa çok zor bi soru bu ama dimi yaa.Özel olanlar bende saklı olmak üzere;ölene kadar kimseye muhtaç olmadan ''sağlıklı''yaşamak,sırası geldiğinde kolay bi ölüm,çok param olursa ihtiyacı olanlarla PAY-LAŞ-MAK.


EN SEVDİĞİNİZ VE SEVMEDİĞİNİZ 3 HUYUNUZ:

Sevdiğim huylarım:Çok zeki cin gibi olabilmem ve girdiğim bir ortamda herşeyi takip edebilmem,neşeli ve atılgan olmam,küçük şeylerden mutlu olabilmem. :D


Sevmediğim huylarım:İnsanların yüzüne bakınca kişilklerini hemen anlayabilmem,yalancı insanlarla mücadele etme isteğim,birbirini aldatan çiftleri
(fiziki-beyinsel) öldürme isteğm :D


ÇEVRENİZDE GÖRMEYE DAYANAMADIĞINIZ VE SEVMEDİĞİNİZ 3 HAREKET:

Sevdiğim,kendi halinde,çevresiyle ilgilenmeyen insanlara(arkadaşlarıma) açıktan ya da inceden gönderme yapan insan tiplerine acaip gıcık olurum ve onlarla,kuralına göre aynı şekilde kafa bulur,oynarım.Yalancı insanlardan nefret eder ve hemen anlarım.Evli olduğu halde kadınlığını yanına alan,fiziki veya hayalen kocasını aldatan kadınlardan tiksinirim.(Aynı şey erkekler için de geçerli.)Böle tipleri,çocukluğunda duyguları bastırılmış,basit tipler olarak nitelerim ve onlarla uğraşırım.Ne de olsa
tatminsiz yaratıklar :Ppp


DÜNYAM KARARDI,BİR DAHA ASLA DOĞRULAMAM DİYE DÜŞÜNDÜĞÜNÜZ BİR OLAY NEDİR?

Kadınlarda fazla bilmişlik,ukalalık,çalışmadıkları halde yalan söyleyerek herkesi kandırmaları,konsamantris gibi sanal alemde müşteri aramaları ,gerçek ve sanalda
herşeyi kontrol altında tutma isteği ile ailesini ve çevresini mutsuz eden gıcıık tiippllerr,ıyyyy:...


Erkeklerde yılışıklık,devamlı kendisini ispat havası,kart zamparalık-ıyyyy

Bu saydıklarım yüzünden gerçek hayatıma böle tipleri sokmamaya çalışırım .Bloğumun sanal arkadaş listesine de giremezler işte:D:


Bende bu mimi:

Sevgili Zehra abla(hepsüslüydüm),kankam MELİS,maçoların kralı CENK'e şutluyorum işte:D


Tabii kabul ederlerse ama. ....Sevgilerrr

11 Ekim 2009 Pazar

YAZ TATİLİNDEN İNSAN MANZARALARI

Çeşme İzmir-Ayşegül'den işte:)







Güneşli günlerin çok geride kaldığı,sonbaharın yağmurlu ve soğuk günlerinde yaz tatilim aklıma geldi.Güzel olan herşey gibi,o da ne çabuk bitmişti işte:P



Ayşegül kız ne yazsın diye düşünürken,yaz tatilinden insan manzaraları yazmaya karar verdi işte.Sanki her hafta yeni post vermek şart diye ama:Pp



Yaz tatilimde bol bol denize girdim,güneşlendim ve kitap okudum.Genelde felesefe ve insan davranışları,yani psikolojiye meraklı olduğum içinde bol bol çevremi gözlemledim.İlgimi daha çok otuz yaş üstindeki insanlarda odaklaştırdım.



Bu insanlar arasında gruplaşmalar vardı.Bu gurupları ikiye ayırdım.



Birinci gurupta,kendini aşmış,rahat ve neşeli insanlar vardı.Kendileri ile alay edebilen,zeka ve kişilik açısından kendileriyle barışık,etrafa pozitif enerji saçan ve en önemlisi boş vakti olmayan insan grubuydu.Ne yapıyorlardı diye sorabilirsiniz.Kitap okuyorlardı,yüzüyorlardı,spor yapıyorlardı,sosyal aktivitelere katılıyorlardı.Geceleri,havuzbaşı barda kafalarına göre takılıyor,kendileri gibi olan insanlarla eğleniyorlar,içmesini,yemesini biliyorlardı.Bunlardan da önemlisi kaliteli ve ağır hareketleri ile basit insanlara 'snop' gözüküyorlardı,arkalarından dedikodu yapılmalarına sebeb oluyorlardı.Ama öle deyillerdi işte,biliyorum yaa:D



İkinci gruba ayırdığım topluluk içinde ise meraklı,devamlı çevresini izleyen,her konuda iddalı oldukları anlaşılan,kıyafetleri ve davranışları abartılı insan grubuydu.Davranışları,konuşmaları ile dikkat çekmek isteyen bu grubun keşfettiğim en önemli özelliği,doğal görünme çabalarına rağmen;sahte,küçük zevklerin esiri,dikkafalı bönlük ve inatçı bir körlüğe sahip olduklarını hemen anlıyor ve bunları inceleyerek çok eğleniyordum:D:D:D


Bu tipler;en küçük bir olayı bile abartan,heyezan duyguları olan,güçlü olandan yana tavır koyan,gözlerinde büyüttükleri insanları abartılı sevgi sözcüklerine boğan tiplerdi.Bu grup en tehlikeli olan insan tipiydi,kıskançlık hisleri ile dedikodu yapyorlardı.Durduk yerde zavallı komplekslerini tatmin etmek için,etrafa küçümseyen gözlerle bakıyorlardı.Kendilerini çok akıllı sanan bu insan grubu,esasında devamlı bir arayış içindeydiler.İçine düştükleri komik durumun bile farkında değildiler.



Babam yaşında bazı adamlar saçlarını boyamış veya dökülen tarafı,enseden uzattıkları saçlarla kapatıyorlardı.Eee herkes,babam gibi yakışıklı olmak zorunda değil ki ama:D:D:D



Birinci gruba giren insanlara gıpta ederek,özenerek bakan bu en iyi biziz havalarındaki grup biraz içki içtiklerinde piste fırlayarak göbek atmalar diyemeceğim,yağlı şişman vücutlarına bakmadan adeta kanguru gibi sıçrıyorlardı:D:D:D



Yahu insan hiç olmazsa o popolarıyla pantolon değil etek giyer ama:P



Favorim olan birinci grup,'slow motion' takılıyordu ama,herşeyin farkındaydı işte:D



Aslan ağabeyciğim kulakların çınlasın,duy beni ama:



Demek neymiş?:D:D:D



Eğitim,kültür,insan kalitesi çok önemliymiş.



Offf yaaa unutuyordum işte;bir Alamancı ailesi vardı,hani şu dedeleri yer sofrasında yemek yiyip,çocuklarına üç beş kuruş bırakanlardan.Onların görgüsüz tavırlarını,herkesi hediyeye boğarak dost edinme çabalarını ve kendini ''beyaz''sanan adamla sevgilisinide daha sonra yazacağım işte:D



Ayşegül

04 Ekim 2009 Pazar

ŞİİR DENEMESİ


ESKİ DOSTLAR


Sisli hayallerimin en güzel kuytularında,
Denizlerde,yakamozlarda,martılarda,
Sarıyerde,Modada,Bebekte,Adalarda,
Okulu kırıp kaçtığımız Boğaz da,
Ne güzeldi arkadaşlığımız
Ve güneş kadar sevecendi.
Anılarım'dasınız eski dostlar.

Her telefon çaldığında,
Açardım gönlüm aydınlanarak,
Ve heyecanla sizinle konuşup,
Buluşurduk Çamlıca da koşarak,
Yoğurt yiyerek Kanlıcada,
Çaylarımızı içerdik Emirganda.
Anılarım'dasınız eski dostlar.

Şimdi seslensem duyar mısınız,
Koşup gelir kucaklar mısınız?
Bizler büyümedik ve kirlenmedi dünya.
Yıllar sonra kaldığımız yerden,
Devam eder miyiz oyunlarımıza?
Nerelerdesiniz eski dostlar?

Ayşegül

26 Eylül 2009 Cumartesi

BİLENE ÖDÜLLLLLL VARRRR ! !



Geçen sene çektiğim bu fotoğrafın
hangi ülkede ve neresi olduğunu
bilen ilk blog arkadaşımı
ödüllendireceğim.
Birbirinizden kopye çekmek yasaktır:D












Gazeteler neden "Dertleşme Köşelerinde" erkek yazara yer vermezler?








İŞTE NEDENİ:








Sevgili Erkan Ağabey,





Bana yardımcı olursunuz diye size yazıyorum.Geçen gece işe giderken kocamı her zamanki gibi evde TV seyrederken bıraktım. Arabamla daha 500 metre gitmedim ki motoru stop etti. Hayli uğraşıp çalıştıramayınca kocamdan yardım almak için eve geri döndüm.Eve girince gözlerime inanamadım.. Kocam komşunun kızı ile yatağımızda..Ben 32, kocam 34 yaşında komşunun kızı ise 22.. Biz 10 yıldır evliyiz.. Yakalanınca resmen çöktü ve itiraf etmek zorunda kaldı.. 6 aydır birliktelermiş.."Ya bu ilişki şimdi burda bitecek veya evliliğimiz..!" dedim bağırarak..O gün işi bıraktı, gitgide artan bir depresyona girdi.. Onu çok seviyorum ama o ultimatomu çekince yok oldu.. Resmen eridi.. Artık ona ulaşamıyorum.. Lütfen bana yardım eder misiniz?..





Sevgilerimle,


Ayşe








Sevgili Ayşe,





Hava soğuksa, hele bu tip kısa mesafelerde motor ısınmadan bastıysan arabalar genelde bunu yapar..Kaputu aç yakıt borularına şöyle bir bak, ezilme, çöküntü gibi bir şey var mı.. Manifolt bağlantılarını ve karbüratörü gözden geçirt.Eğer bunlar sorunu çözemezler ise sorun yakıt pompasında olabilir. Bujilere yeterli benzin gelmiyordur. (Araban tüplü mü benzinli mi dizel mi yazmamışsın)Sanırım yardımcı oldum.





Erkan








Mailime gelen bu fıkra
çok hoşuma gitti
sizle paylaşıyorum:)))